Babil Kur’an’da Var mı? Bir Arayışın Hikâyesi
Bir sabah, Kayseri’nin sakin sokaklarında yürürken birden aklıma takıldı: “Babil Kur’an’da var mı?” Bunu sormamın bir nedeni vardı, aslında tam olarak neydi hatırlamıyorum, belki de o anda kafamda karma karışık bin bir düşünce vardı. Ama bir şey kesin: Ne zaman eski medeniyetlerle ilgili düşünsem, aklıma gelen ilk isimlerden biri Babil olurdu. Eski Babil’in o büyüleyici hikayeleri, Asma Bahçeleri, Nebukadnezzar… Ama bu kez bir şey farklıydı. Kur’an’da Babil var mıydı? Kafama takıldı, ve bütün gün boyunca bir türlü bu soruyu bir kenara koyamadım.
Babil’in Hikâyesi: Bir Arayış Başlıyor
O sabah Kayseri’deki alışkanlıklarımdan biriyle güne başladım: Kahvemi içtim, pencereden dışarıya bakıp hafif bir rüzgarın esmesini izledim, ve ardından kitabımı elime aldım. O gün, kendi içimde Babil’in ne olduğunu, ne anlam ifade ettiğini merak ediyordum. Kitapta bir şeyler ararken, Babil’i Kur’an’da bulup bulamayacağımı düşünmeye başladım. Sonra birden zihnimde bir ışık yandı: Babil. Kur’an’da vardı değil mi? Bir şeyler hatırlamaya çalıştım ama bir yandan da biraz hayal kırıklığına uğradım çünkü kesin bir cevap veremiyordum.
O anlarda hissettiğim duygular karışıktı. Bir yandan tarihsel bir merak vardı, diğer yandan da “Neden bu kadar önemli?” diye düşündüm. Babil’in büyüklüğü, sadece o devasa duvarları ya da Asma Bahçeleriyle değil, aynı zamanda her şeyin ne kadar geçici olduğu gerçeğiyle ilgiliydi. İnsanlar, zamanla büyüklüklerini, güçlerini kaybetmişlerdi. Babil’in hikayesi, sonunda gelen yıkımla sonlanmıştı, her şeyin bir sonu vardı. Ama bu hikâye, Kur’an’da nasıl yer alırdı?
Kur’an’da Babil: Gerçekten Var mı?
Öğleden sonra, bir arkadaşım bana mesaj attı: “Babil Kur’an’da geçiyor mu?” Hemen heyecanla, “Evet, geçiyor,” dedim ama içimde bir tereddüt vardı. Gerçekten de var mıydı? Bu soru artık kafama kazınmıştı. Babil Kur’an’da geçtiği yerleri hızlıca araştırmaya başladım. Ve sonunda öğrendim ki Babil, doğrudan adının geçtiği bir kavram olarak olmasa da, bir nevi Kur’an’da yer alıyordu. Meğer Babil, sadece eski bir medeniyet değil, aynı zamanda bir uyarıydı. Kur’an’da, insanların zamanla kibirlenip, güçleriyle, bilgileriyle kendilerini Allah’a rakip görmelerinin sonunda düşüş yaşadığını anlatan bir tema vardı. Babil’in yıkılışı, bu anlamda insanlara ders vermek için kullanılan bir simgeydi.
Öğrenmenin verdiği huzurla karışık bir rahatlama hissettim ama hala sorularım vardı. Babil’in yıkılması, insanların kibirlerinin, isyanlarının bir sonucu muydu? O zaman, Babil’in ne olduğu ve nasıl bir yer olduğu hala kafamda netleşmişti, ancak Kur’an’daki yerini anlamak, bana bir tür uyanış gibi geldi. Babil’in tecrübesi, bugün bile geçerli. Her şeyin sonlu olduğu gerçeği, her birimizi kendimize çekidüzen verme konusunda uyarmalıydı.
Bir Yıkılışın Ardından: Hayal Kırıklığı ve Umut
Günler geçtikçe, Babil’in yıkılışının ardındaki sebepleri daha çok düşündüm. İnsanların gösteriş yapmaya, aşırı güçlenmeye çalışması, sonunda onları neye mal olmuştu? O büyük Babil’in yerine şimdi sadece harabeler kalmıştı. Yıkılmadan önceki görkemli Babil, koca bir geçmişin simgesiydi. Ama her şeye rağmen Babil’in neyi temsil ettiğini anlamaya başladım. O sadece tarihin değil, her an herkesin içinde yaşaması gereken bir hikayeydi. Bir yerde bir insan gücünü kaybettiğinde, kibirini kaybettiğinde, aslında her şeyini kaybetmiş olur. Babil’in her parçası, bize neyi kaybetmememiz gerektiğini hatırlatıyor gibiydi.
İçimdeki hayal kırıklığı, zamanla bir umut ışığına dönüşmeye başladı. Babil’in yıkılışı, sadece bir medeniyetin sonu değildi. Aynı zamanda bir uyanıştı. “Babil Kur’an’da var mı?” sorusunu sorarken, aslında benim sorum çok daha derinmiş. Kendimi tanımak, hatalarımı anlamak, kibirli olmadan büyümek… Sanırım Babil’i bugüne taşımak, kendi iç yolculuğumda bir şeyleri anlamakla mümkün olacaktı. Yıkılmadan önce öğreneceklerim vardı.
Ve o günden sonra, o sabah Kayseri’nin sakin sokaklarında yürürken aklımdan geçen her şey, biraz daha anlam kazandı. Babil’in varlığı, sadece bir tarihi gerçeklik değil, aynı zamanda insanlık için bir ders, bir hatırlatmaydı. Kendimi, günümüz dünyasında Babil’in yıkılmasından ders çıkaran biri olarak bulduğumda, belki de en önemli adımı atmış oldum. Babil’in nereye ait olduğu değil, neyi temsil ettiği önemliydi.